|
Atasözleri Sayfasına Dön
D
Dağ başı dumansız olmaz.
Tabiatları gereği dağ başları genellikle dumanlı olur. Nasıl dağ
başlarından duman eksik olmazsa, toplumda yüksek mevkilere,
makamlara çıkan ve sorumluluk alan kimselerin başında da dert eksik
olmaz.
Dağ dağa kavuşmaz, insan
insana kavuşur.
İnsanlar gezen, dolaşan, hareket eden varlıklardır. Bir yerden
kalkıp başka bir yere gidebilirler. Arkadaşlar, dostlar, tanıdıklar
birbirlerinden ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, günün birinde,
bir yerde karşılaşabilirler; hatta hiç karşılaşmayacaklarını sanan
insanlar dahi birbirlerine kavuşabilirler.
Dağ ne kadar yüce olsa yol
(onun) üstünden aşar.
1. Güçlünün daha güçlüsü, yetkilinin daha yetkilisi, yönetilmez
sanılanın bir yöneteni vardır. 2. Çözümü güç meselelerin, yenilmesi
imkânsız gibi görünen zorlukların da üstesinden gelinebilecek bir
yol vardır. Yeter ki gerekli azim, sabır ve cesaret gösterilsin,
yılgınlığa düşülmesin.
Damlaya damlaya göl olur.
Her çok azdan olur. Küçük ve önemsiz şeyler birikerek büyük şeyleri
meydana getirirler. Bunun için küçüktür, azdır, önemsizdir deyip
hiçbir şey hor görülmemelidir; bunların önemi bilinmeli, çarçur
edilmemelidir.
Danışan dağı aşmış,
danışmayan (-ın) yolu şaşmış.
Kimi meseleler vardır ki, insanın onu tek başına halletmesi mümkün
değildir. Bu durumda yapacağı tek şey, bilmediği şeyler hakkında
uzmanlara başvurmak ve onlardan bilgi almaktır. Bu durumda, işleri
kolaylaşacak, güçlükleri zorlanmadan yenecektir. Aksine hareket
etmek, bilene sorup danışmaktan kaçmak, işleri zorlaştıracak, insanı
çıkmazın içine itecektir.
Darı unundan baklava, incir
ağacından oklava olmaz.
Her işin kendine has araç ve gereci vardır. O işten sağlıklı bir
sonuç alınmak isteniyorsa uygun olan araç ve gereç kullanılmalıdır.
Kötü, uygun olmayan araç ve gereçlerle iyi bir şey, kaliteli bir
ürün alınamaz.
Davul dengi dengine çalar.
Bir işte çalışacaklar, dostluk ve arkadaşlık kuracaklar, özellikle
de evlenecek olanlar her bakımdan (zenginlik, makam, alışkanlık,
karakter vb.) kendilerine uygun kimseleri seçmelidirler. Aksi
takdirde kısa zamanda anlaşmazlıklar başlar, kurulan ilişkiler
bozulur.
Davulun sesi uzaktan hoş
gelir.
İçindekilere hiç tat vermeyen, onları rahatsız eden kimi işler
vardır ki uzakta olanlara kolay, hoş ve sevimli gelir. Ne zaman ki
işin içine girerler, işte o zaman gerçeği görüp yanıldıklarını
anlarlar.
Değirmen iki taştan,
muhabbet iki baştan.
Birlikte iş görmek, birlikte yolculuk etmek, birlikte yaşamak
isteyen karı-koca gibi insanlar arasında öncelikle bir uyumun olması
şarttır. Bu uyum da karşılıklı saygı ve
sevgi
temeline dayanır. Tek taraflı sevgi ve saygı uyumu sağlamaya yetmez,
ortada düzen diye bir şey kalmaz, kurulan beraberlikten de hayır
gelmez.
Deli deliden hoşlanır, imam
ölüden.
Kişiler, her bakımdan (mevki, yaş, fikir, duygu, eğitim v.b.)
kendilerine benzeyen, uygun olan ya da yarar yağlayabilecekleri
kimse ve şeylerden hoşlanıp onlara yaklaşırlar.
Deli ile çıkma yola, başına
getirir (gelir türlü) belâ.
Kavrayışı kıt, akılsız, aşırı davranışları olan kimselerle ne işe
girilir, ne de yolculuk edilir. Buna kalkışan başına türlü dertler
alır, çok zarar görür.
Deliye her gün bayram.
Aklı kıt, kavrayışı az, sorumluluk nedir bilmeyen, hiçbir şeyi
kendisine dert edinmeyen, istediği işi yapıp istediği yerde dolaşan,
ne kazanıp ne kaybettiğinin farkında olmayan kişinin hâli tıpkı bir
delinin hâli gibidir. Onun için günlerin birbirinden farkı yoktur,
hemen her gününü bayram neşesi içinde geçirir.
Demir nemden, insan gamdan
çürür (Duvarı nem, insanı gam yıkar).
Bir demirin paslanıp niteliğini kaybetmesine nasıl nem sebep
oluyorsa bir insanın yıpranmasına, çöküntüye uğramasına, için için
erimesine, harap olmasına da üzüntü, sıkıntı ve çeşitli dertler
sebep olur. Bu bakımdan insan her olur olmaz şeyi kendisine dert
edinmemelidir.
Demir tavında dövülür.
Demirin istenilen biçime sokulabilmesi, çekiçle dövülüp
işlenebilmesi için önce ateşte ısınıp kızarması, yumuşaması
gereklidir. Bunun gibi her işin yapılması, o işten iyi netice
alınması için de en uygun zamanı kollamak ve bundan yararlanmak
gereklidir.
Denize düşen yılana sarılır.
Son derece tehlikeli bir durumla karşı karşıya gelen, çaresiz kalan,
kurtuluş için bir çıkar yol bulamayan kişi, bu kötü durumdan
kurtulmak için her türlü yola başvurur. Öyle ki, en tehlikeli
şeylere bile sarılmaya çalışır, onlardan yardım bekler. Çünkü hiçbir
tutar seçeneği kalmamıştır.
Derdini söylemeyen derman
bulamaz.
Her derdin, müşkülün, güç ve sıkıntının altından insanın tek başına
kalkması mümkün değildir. Böyle kötü bir durumda bulunan kişi,
içinde bulunduğu bu durumu kendisine yardımı dokunacak kimselere,
yakınlarına açmalıdır. Derdine ancak bu şekilde çare bulabilir,
sıkıntılarından kurtulup rahatlayabilir.
Dertsiz baş (kul) olmaz.
Hemen herkesin az veya çok bir derdi vardır. Dertsiz insanın
düşünülmesi mümkün değildir. İnsan bunu bilmeli ve karamsarlığa
kapılmadan dertlerini azaltmaya çalışmalıdır.
Dervişin fikri ne ise, zikri
de odur.
Bir insan ne düşünüyor, gönlünden ne geçiriyorsa, bunu hareket ve
sözleriyle belli eder; açığa vurur. Devamlı kafasında ve gönlünde
taşıdıklarının gündemde kalmasını ister.
Destursuz bağa girilmez
(gireni sopa ile kovarlar).
İzin alınmadan girilmeyecek bir yere girmeye, yapılmayacak bir işi
yapmaya kalkan kimse, bunun cezasını fazlasıyla çeker.
Deveden büyük fil var.
Hiçbir insan sahip olduğu makamın büyüklüğü, elindeki yetki ve
imkânların genişliği ile övünmemeli, bunlara sırtını dayayarak
büyüklenmemeli, kimseyi hor görmemelidir. Çünkü ondan büyüğü ve
üstünü her zaman vardır.
Deveyi yardan uçuran bir
tutam ottur.
Tamah, açgözlülük insanı küçük çıkarlar peşinde koşturur; onu
tehlikelere iter, felâketlerle karşı karşıya bırakır ve zarar
görmesine yol açar.
Devletin malı deniz, yemeyen
domuz.
Kimi vatan haini, rüşvetçi, menfaatçi kimseler soygunculuğu kural
edinmişlerdir. Bunlara göre devletin malı çalıp çırpmakla, yemekle
tükenmez; bir yolunu bulup da bu maldan aşırıp yararlanmayandan daha
budala kim olabilir.
Dibi görünmeyen suya girme.
İç yüzünü iyi bilmediğin, anlamadığın, öğrenmediğin, bir işe
girişme; yoksa tehlikeye düşüp zararlı çıkabilirsin.
Dikensiz
gül
olmaz.
Hoşumuza giden, bizi sevindiren, fayda temin ettiğimiz hemen her
güzel şeyin kusurlu, eksik ve kötü bir yanı da bulunabilir. Eğer
bunları elde etmek istiyorsak, hoşa gitmeyen ve bize sıkıntı veren
bu yanlarını da hoş görmeliyiz.
Dilim seni dilim dilim
dileyim, başıma geleni senden bileyim.
İnsanların başına kimi felâketler, sıkıntılar da çok kez dilleri
yüzünden gelir. Dilini tutmayan, ne zaman ve nasıl konuşacağını
bilmeyen insanların başlarına belâ geldiği ve bu yüzden pişmanlık
duydukları çok görülmüştür.
Dilin cismi küçük, cürmü
büyük.
Konuşma organımız olan dil, küçük hacimli bir nesnedir. Küçük
olmasına küçüktür ama büyük suçlar onunla işlenir. Kimi zaman sarf
ettiği kötü sözler insanın başını belâya sokup felâketini
hazırlayabilir.
Dilin kemiği yok.
Dil kolayca her yana dönebilir. Bu özelliğe sahip olan dilde, her
türlü kelimeler de kolayca çıkar; insan doğru olmayan, birbiriyle
çelişkili sözleri söyleyebilir; önce söylediğini sonra inkâr edip
başka şekle çevirebilir.
Dinsizin hakkından imansız
gelir.
Acımasız, kötü, insafsız ve ahlâksız bir kişinin hakkından ancak
ondan daha kötü bir kişi gelebilir.
Doğmadık çocuğa kaftan (don)
biçilmez.
Daha ihtimal dahilinde olan, henüz ne olacağı belli olmayan, ele
geçmeyen, ortaya çıkmayan bir şey için önceden hazırlık yapmak ve
kesin karar vermek doğru değildir. Çünkü beklediğimizin aksine bir
durumla karşılaşıp zarar görebiliriz.
Doğrunun yardımcısı
Allah`tır.
Hak ve adaletten kopmayan, işlerinde doğruluktan ayrılmayan kişiye
Yüce Allah her zaman yardım eder.
Doğru söyleyeni dokuz köyden
kovarlar.
Özellikle çıkarlarını düşünen insanların çoğaldığı, fedakârlığın
azaldığı yerlerde yalan dolan, hile, ahlâksızlık artar ve insanlar
iki yüzlü olurlar. Böyle bir ortamda doğru sözlü olan, sözünü
esirgemeyen ve sakınmadan herkesi eleştiren kişiyi kimse sevmez.
Herkes onu kınar, yanından ve yöresinden uzaklaştırmaya çalışır.
Çünkü bu kişi doğru sözleriyle ahlâksızlık üzerine bina edilmiş
menfaat düzenini bozmaya çalışır ve çok kimseyi rahatsız eder.
Dolayısıyla çıkarları zedelenen, kusurları yüzüne söylenen,
ikiyüzlülükleri yüzlerine çarpılan insanlar tarafından hor görülüp
kovulurlar.
Doğru söz (ağıdan) acıdır.
Kimi insanlara (özellikle yalancı, çıkarcı, ahlâkı bozuk)
kusurlarını, yanlışlarını, düzensizliklerini, yolsuzluklarını ortaya
çıkaran sözleri yüzüne karşı söylemek çok acı gelir. Çünkü çoklukla
bu tür insanlar ya açıklarının ortaya çıkmasını istemezler ya da
doğru sandıkları hareketlerinin yanlış olduğunu kabul etmezler.
Dokuz at bir kazığa
bağlanmaz.
1. Her tedbir, tehlikenin büyüklük oranı düşünülerek alınmalıdır.
Gücü büyük olan tehlikelere küçük ya da zayıf tehlikelerle
önlenemez. 2. Bir işin başına, birbiri ile anlaşması mümkün olmayan
birden çok yetkili kimse getirilmemelidir. Çünkü her biri bir yana
çeker, anlaşamaz ve birbirlerine düşerler. İşi aksatıp
geciktirirler.
Dolu bardak su almaz.
Bilinmeli ki, her insanın kaldıracağı, taşıyacağı bir yük vardır.
Eğer bu yükten fazlası kendisine yüklenir ve taşıması istenirse
verimli bir sonuç da umulmamalıdır. Çünkü gücünün üstündeki bir
yükün altından yıkılıp kalması, çöküp ezilmesi kaçınılmazdır. Bu
bakımdan her kişiye ancak yapabileceği bir işi yüklemek lâzımdır.
Dolu küpün sesi çıkmaz.
bkz.Boş fıçı çok
langırdar.
Domuz derisi post olmaz,
eski düşman dost olmaz.
İslâm dinine göre domuzun her şeyi pistir. Eti haramdır, beslenmesi
yasaktır. Bu nedenle onun derisi de kullanılamaz. Üstünde namaz
kılınamadığı gibi oturulamaz da. Eski düşman da domuz derisi
gibidir. Ne kadar iyi niyet beslerse beslesin, yakınlık gösterirse
göstersin ona güvenilemez; dostluğuna inanılamaz. Hiç ummadığımız
bir zamanda bize kötülük yapabilir. Çünkü kolay kolay düşmanlık
duyguları silinmez.
Dost acı söyler.
Dost sevilip güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen
kimsedir. Dostlar hiçbir çıkar kaygısı gütmeden yaklaşırlar insana.
Düşman kimselerin aksine, insanın iyiliğini isterler. Sevinci
paylaştıkları gibi üzüntüyü de paylaşırlar. Bu bakımdan dostlarımız
olanlar eksikliklerimizi, kusurlarımızı, yanlışlıklarımızı yüzümüze
karşı söylemekten çekinmezler. Bizi memnun etmek için değil doğruyu
göstermek için konuşurlar. Amaçları bizi düzeltmek, acı da olsa
gerçeği yüzümüze söylemektir. Bu bakımdan iyiliğimiz için
söyledikleri sözlerden ötürü onlara kırılmamalıyız.
Dost başa bakar, düşman
ayağa.
Temiz giyinip kuşanmak hem dost, hem de düşman için oldukça
önemlidir. Bu durum başımızı yukarıda görmek isteyen dostlarımızı
sevindirecek, ayağımızın kaymasını bekleyen düşmanlarımızı da
kahredecektir.
Dost dostun eyerlenmiş
atıdır.
Hakikî dost, dostunun en sıkışık zamanında yardımına koşmaya hazır
durumda bekler.
Dost ile ye, iç; alış veriş
etme.
Her türlü alış verişin temelinde çıkar yatar. Dolayısıyla çıkarların
çatıştığı yerde tatsızlıkların baş göstermesi, giderek de dostluğu
bozması mümkündür. O hâlde dostluklarını sürdürmek isteyen kimseler
birbirleriyle alışveriş yaparken ya çok dikkatli olmalı, ya da
alışveriş yapmaktan mümkün olduğunca kaçınmalıdırlar.
Dost kara günde belli olur.
Varlıklı, iyi, güzel ve mutlu günlerimizde bizimle dostluk kuran,
arkadaşlık eden, yanımızdan ayrılmak istemeyen çok olur. Herkesin
mutluluktan bir pay almaya çalıştığı böyle günlerimizde,
etrafımızdaki bu kişilerin hepsine gerçek dost diyebilir miyiz?
Kuşkusuz hayır. Bu ancak işlerimizin kötü gittiği, üzüntülerimizin
arttığı, felâketlerin bizi boğmaya çalıştığı günlerimizde belli
olur. İyi ve mutlu günlerimizde olduğu gibi, bizi kara günlerimizde
de yalnız bırakmayan, sıkıntılarımızı paylaşan kişiler gerçek
dostlarımızdır.
Dostluk başka, alış veriş
başka.
Alış verişin temelinde çıkar, dostluğun temelinde ise fedakârlık
yatar. Bunu bilip dost kalmak isteyenler alış verişlerini arkadaşlık
ilişkisinden ayrı tutarlar. Bu kişiler arasındaki dostluk, birinin
ötekine fedakârlık yapmasını gerekli kılmaz.
Dostun attığı taş baş
yarmaz.
Dostun acı sözünden veya sert davranışından bize kötülük gelmez.
Biliriz ki, onun bu yaptığı bizim iyiliğimiz içindir.
Bk. Demir nemden,
insan gamdan çürür.
Dünya malı dünyada kalır.
Mal, varlık, servet, insanın hoşuna gidecek durum ve şartların
bütünü bu dünya içindir. İnsan bunların hiçbirini öldükten sonra
öbür dünyaya götürecek güçte değildir. Öbür dünyaya götüreceği ise
iyilik ya da kötülükleridir. Bu bakımdan dünya malına fazla tamah
etmemeli, kendisini sıkıntıya sokmamalı, gerek kendisi ve gerekse
başkaları için malını harcamaktan kaçınmamalıdır.
Dünya Sultan Süleyman`a bile
kalmamış.
Peygamber Hz. Süleyman, aynı zamanda büyük ve zengin bir hükümdardı
da. İnsan, cin, hayvan ve rüzgâr bile Allah`ın izniyle onun hükmüne
tâbi idi. Ancak o bile bu eşsiz egemenliğine rağmen ölümden
kurtulamadı, öbür dünyaya gitti. O hâlde ibret alınmalı, bu dünyaya
tamah edip bel bağlanmamalıdır.
Dünya tükenir, yalan
tükenmez.
Dünyada yalancıları saymak mümkün değildir. Yalancıların çokluğu,
yalanın hemen her yerde barınmasına imkân hazırlamıştır. Yalanın
ortadan kalkması, insanların yalan söyleme alışkanlıklarından
vazgeçmeleriyle mümkündür. Ancak bu da çok zordur, dolayısıyla yalan
sürüp gidecektir.
Düşenin dostu olmaz, hele
bir yol düş de gör.
Zenginliğini, makamını, itibarını kaybeden ve bir felâketle
karşılaşan kişinin etrafında kimse kalmaz; iyi, güzel ve mutlu
günlerin dostları birer birer kaybolur; çünkü çıkar sağladıkları
kaynak kurumuştur. Bunun böyle olduğunu ise, ancak bu duruma düşen
bilir.
Düşman düşmana rahmet
(gazel, yasîn) okumaz.
Hiçbir zaman düşmandan bir yakınlık, yumuşama ve bir iyilik umulup
beklenmemelidir. O, eline fırsat geçse kötülüklerin en beteriyle
üstünüze yürür.
Düşmez, kalkmaz bir Allah.
Hayatta hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Hemen her şey değişip hâlden
hâle girer. Sağlıklı bir insan hastalanabilir, zengin de yoksul
düşebilir. Küçük imkânlar içinde olanlar büyük imkânlara
kavuştukları gibi, büyük imkânlar içinde olanlar da ellerindekini
yitirebilirler. Olumlu ve olumsuz tüm değişmelerin dışında kalan
sadece Yüce Allah`tır. Bu bakımdan insan kendini büyük görmemeli,
elindeki imkânların sürekli varolacağını düşünüp de
kibirlenmemelidir.
E
Ecel geldi cihana, baş
ağrısı bahane.
Her canlı gibi insan da yaşar ve ölür. Her insanın da Yüce Allah
tarafından takdir edilmiş bir ömrü vardır. İnsan bunu ne uzatabilir
ne de kısaltabilir. Ecel saati gelen kimse bir nedenle ölür. Ancak
ölüm nedeni olarak gösterilen hastalık, kaza gibi bir şeyler aslında
bir bahanedir. Asıl neden kişinin kendisine takdir edilen yaşam
süresinin dolmasıdır.
Eceli gelen köpek cami
duvarına işer.
Tutum ve davranışlarıyla herkesin nefretini kazanmış, büyük bir
cezayı hak etmiş ve çaresiz kalmış kimse, şaşkınlığa düşer; sanki
hak ettiği cezanın biran önce uygulanmasını ister gibi daha büyük
suçlar işler; kendisini yargılayacak kimselere çatar, onları
kötüler, öfkelerini üzerine çeker. Bütün bu hareketleri onu kötü bir
sona ulaştırır.
Eden bulur, inleyen ölür.
Bir durumun nasıl sonuçlanacağı olayın gidişatından bellidir.
Birilerine kötülük yapmayı kural edinenler, yaptıkları kötülüğün
cezasını eninde sonunda görürler; bu dünyada olmasa bile öbür
dünyada. Öte yandan inlemekten kurtulamayan ağır hasta da ölür.
Eğilen baş kesilmez.
Bize teslim olan, hatasını anlayıp af dileyen, bize sığınan kişi
bağışlanmalıdır. Bu davranış Türk-İslâm geleneğinin önemli bir
kuralıdır.
Eğreti ata (el atına) binen
tez iner.
Başkasının malına, yetkisine ve gücüne güvenerek iş yapan yarı yolda
kalır. Çünkü kısa bir süre sonra bunları asıl sahibine iade etmek
zorunda kalacaktır.
Eğri otur, doğru söyle.
Yalnızca seni ilgilendiren konularda özgür sayılabilirsin, sana
kimse karışamaz; istediğin gibi yer, içer, giyinir ve oturursun.
Ancak toplumu ilgilendiren konularda doğru konuşmalı, yalandan
kaçınmalısın; eğer çıkar kaygısı ile yalan söyler, doğruyu eğri diye
gösterirsen toplumu ayakta tutan güven duygusunu sarsmış olursun.
Ekmeden biçilmez.
1. Verim alınmak isteniyorsa mutlaka emek ve çaba harcanmalı; para
yatırılmalıdır. 2. Birine iyilik yapıp fedakârlık göster ki, benzer
şekilde karşılığını alabilesin.
Ek tohumun hasını, çekme
yiyecek yasını.
Bir işten sağlıklı bir sonuç almak istiyorsan onu sağlam temel
üzerine oturt. Nitelikli tohumdan güzel ve bol ürün alındığı bilinen
bir şey. Bunun gibi nitelikli insan, nitelikli araç ve gereçle iyi
iş yapılır; olumlu sonuç alınır.
Elçiye zeval olmaz.
İki taraf arasında uzlaşma sağlanması, bir işin bitirilmesi için
birinin yanına söz götürmekle görevli kimse, götürdüğü sözler ne
kadar kötü de olsa, bu sözlerden sorumlu tutulamaz. Çünkü o sözleri
söyleyen değil sadece iletendir. Bu bakımdan cezalandırılamaz.
El elden üstündür.
Bir kimse, kendisinden üstün olan bir başkasının da olabileceğini
bilmeli; hiç kimse bu işi benden daha iyi yapamaz dememelidir.
El el ile, değirmen yel ile.
Nasıl ki bir değirmenin dönüp buğdayı öğütebilmesi için rüzgâra
ihtiyacı varsa, insanın da birtakım ihtiyaçlarını karşılaması,
işlerini görebilmesi için diğer insanlara ihtiyacı vardır. Çünkü
toplum hayatı yardımlaşma esası üzerine kurulmuştur, insan tek
başına bütün işleri yürütemez ve başarıya ulaşamaz.
El elin eşeğini türkü
çağırarak arar.
Hiç kimse, başkasının içine düştüğü derdi tam anlamıyla kavrayamaz.
Çünkü üzücü olaylar sadece ilgili kimseleri kederlendirir, onlara
acı verir. Bu bakımdan birinin derdine çare bulacak kimseler olayla
ne kadar ilgilenseler de keyiflerini bozmazlar, derinden acı duyarak
işe girişmezler, acele etmezler.
El eli yıkar, iki el de
yüzü.
Toplu yaşama biçimi herkese bir görev yükler. Bu görevlerin
yapılması bir yandan düzeni sağlar, bir yandan da sıkıntıların
ortadan kalkmasını. Dolayısıyla karşılıklı yardımlaşma esasına
dayalı bu görev iyilikleri çoğaltır, toplumu güçlü kılar.
El için kuyu kazan, evvelâ
kendi düşer.
Başkasının kötülüğünü düşünen, bunun için tuzaklar kuran kimse,
kurduğu tuzağa önce kendisi düşer, hiç kimsenin yaptığı kötülük
yanına kalmaz, ona yarardan çok zarar getirir.
El ile gelen düğün bayram.
Bir topluluğun hep birlikte uğradığı bir sıkıntıya yakınmasız
katlanılır; çünkü insanın sadece kendisi değil, herkesin sıkıntı
içinde olduğu düşünülür.
El kazanı ile aş kaynamaz.
Başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabımıza kullanarak iş
yapamayız. Her en imkânlar geri alınıp iş yarıda kalabilir,
başarısız olabiliriz.
El mi yaman, bey mi?
Baştakiler ne kadar güçlü görünürlerse görünsünler, asıl güç
halktadır; halk yöneticilerden her zaman ağır basar.
El yarası onulur (geçer, iyi
olur) dil yarası onulmaz (iyi olmaz).
Silâh, bıçak, taş ve sopa ile açılan yara çabuk iyi olur. Ama acı
sözlerin gönülde açtığı yara kolay kolay iyi olmaz. Çünkü
hatırlandığı her an acı tazelenir ve kişiyi üzer.
Emanete hıyanet olmaz.
Bize güvenerek korumamız altına bırakılan şeylere el uzatmamalı,
kötülük etmemeli, haince davranmamalıyız. Böyle bir davranış ne
dinimiz İslâm`a, ne de örf ve âdetlerimize yakışır. Bize düşen
onların güvenine lâyık olmak ve emaneti titizlikle korumaktır.
Emek olmadan yemek olmaz.
Özenle ve çok çalışmadan bir şey kazanıp meydana getiremeyiz. Yiyip
içmek, harcamak ve kısacası yaşayabilmek için haksız bir yolla
değil, alın teri dökerek kazanmamız şarttır.
Er ekmeği er kursağında
kalmaz.
Mert, cömert olan insanlar gördükleri iyiliği unutmazlar; bunun
karşılığını mutlaka bir gün öderler.
Erkek arslan dişisinden
kuvvet alır.
Toplum hayatında kadınların yeri ve görevi asla küçümsenemez. Bu
bakımdan erkekler daima arkalarında güçlü bir kadının desteğine
ihtiyaç duyarlar. Bu desteğe kavuşanların başarıları daha da artar.
Er olan ekmeğini taştan
çıkarır.
Çalışkan, namuslu, gücüne ve kendine güvenen kişi aç kalmaz;
başkasına muhtaç olmamak için en zor işlerde bile çalışır, her
zorluğa katlanır, rızkını arayıp bulur.
Erteye kalan, arkaya kalır.
Bir iş zamanında yapılmalı, başka bir zamana bırakılmamalıdır. Yoksa
başarılı bir sonuç alınamaz. Geç kalan, sırasını geçiren, erken
davranmayan fırsatı kaçırdığı için o şeyden fayda temin edemez.
Esirgenen göze çöp batar.
Titizlikle korunmak istenen, üzerine fazla düşülüp titrenen şeye
çoklukla bir zarar gelir. Bunu önlemek insanın elinde değildir. Bu
bakımdan bir şey üzerinde gereğinden fazla, aşırı ölçüde durulup
titrememelidir.
Eski dost düşman olmaz,
yenisinden vefa gelmez.
Temeli çok eskiye dayanan ve devam eden dostluklar sağlamdır. Kolay
kolay bozulmaz. Çünkü dostluğu yaşatabilmeyi başaran eski dostlar
pek çok sıkıntılı, acı ve tatlı günleri birlikte paylaşmışlar;
birbirlerine duydukları güveni içinde oldukları zamana kadar
taşıyabilmişlerdir. Bu bakımdan kimi ufak tefek meseleler yüzünden
birbirlerine düşman olamazlar. Öte yandan yeni dostlar arasında ise
böyle bir dostluktan söz edilemez. Çünkü birbirlerini yeterince
denememişler, sıkıntılara ve acılara birlikte göğüs gerip
tavırlarını tam olarak ortaya koyamamışlardır. Dolayısıyla dostluğu
oluşturacak güven bağı henüz oluşmamıştır.
Eşeğe altın semer vursalar,
eşek yine eşektir.
Hiçbir yeteneği, bilgisi olmayan, kavrayıştan ve faziletten yoksun
kimse, hangi mevkiye geçerse geçsin, ne kadar yetki ve mal sahibi
olursa olsun değerli ve saygın kılınamaz. Kısa zaman içinde gerçek
kişiliğini, bayağı ve kötü olduğunu tavır ve davranışlarıyla belli
eden bu gibi kimselerin aslını kimi unsurlarla değiştirmek mümkün
değildir.
Eşeğini sağlam kazığa bağla,
sonra Allah`a ısmarla.
Akıl insan içindir. İnsan önce aklını kullanarak işlerinin iyi
yürümesi için tedbir almalı, sonra da tevekkül etmeli, yani o konuda
yüce Allah`a güvenmelidir.
Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta
kesme; kimi uzun, kimi kısa der.
Kimi işlerimiz vardır ki onları yalnız yapmamız daha uygundur. Eğer
ona buna açar, şundan bundan fikir almaya çalışırsak her kafadan bir
ses çıkar; birbirine ters öneriler kafamızı karıştırır, işin içinden
çıkmamız da güçleşir.
Eşek bile bir düştüğü yere
bir daha düşmez.
İçine düştüğümüz kötü durumlardan, başımıza gelen felâketlerden ders
almalı, zarar gördüğümüz işe bir daha bulaşmamalı, hata yapmaktan
geri durup kendimizi korumalıyız.
Eşek hoşaftan ne anlar;
suyunu içer, tanesini bırakır.
Kavrayışsız, bilgisiz, kaba ve zevksiz kimseler bir şeyin gerçek
değerini bilemez; küçümser, anlamsız bulup hiçler, güzellik ve
inceliğin farkına varamaz.
Etle tırnak arasına
girilmez.
Ortaya çıkan aile anlaşmazlıklarında bir yanı tutmak doğru değildir.
Karı-koca, ana-baba ile evlâtlar birbirine çok yakın insanlardır.
Bunlar kimi zaman birbirlerine darılıp küsebilirler, ancak bu durum
gelip geçicidir. Bunu fırsat bilip onların aralarını açmaya çalışmak
yanlış, yanlış olduğu kadar da faydasız bir davranıştır.
Etme bulma dünyası.
Şurası muhakkak ki, yaptığı kötülük hiç kimsenin yanına kalmaz;
cezasını çoklukla bu dünyada çeker. Bu dünyada görmese bile, öbür
dünyada mutlaka görür.
Ev alma komşu al.
İnsanlar bir arada yaşarlar. Dolayısıyla yakınlarında oturan
komşularının ilişkiler açısından önemi büyüktür. Kötü komşular ile
yan yana yaşamak oldukça zordur. Kavgalara, gürültülere ve
anlaşmazlıklara yol açar. Bu bakımdan, ev almadan önce, komşuların
nasıl insanlar olduklarını öğrenmek, incelemek her zaman yarar
sağlayacaktır.
Evdeki hesap çarşıya uymaz.
Bir iş, bir sorun hakkında önceden yapılan tasarılar, hesaplar ve
plânların çoklukla hayat gerçeklerine aykırı düştüğünü uygulamada
açıkça görürüz. Bu sebeple geleceğe dönük hesaplarımızda bu gerçeği
daima göz önünde bulundurmalıyız.
Evi ev eden avrat, yurdu şen
eden devlet.
Mutluluk havası ancak düzenli, temiz, güzel ve ekonomik açıdan rahat
bir evde eser. Bunu sağlayan da kadındır. Eğer kadın becerikli,
tertipli ve nazik değilse, yuva yaşanılır bir yer olmaktan çıkar.
Benzer bir şekilde, içinde yaşanılan yurdu şen eden de devlettir.
Eğer devletin başında bulunanlar beceriksiz, zalim, hain ve kendi
çıkarlarını düşünen insanlarsa, bunların ülke insanını mutlu etmesi
düşünülemez.
Evli evinde, köylü köyünde
gerek.
Yaşanan sosyal hayat bir düzeni kurarken, kişilere de toplumda uygun
bir yer, bir iş göstermiştir. Dolayısıyla herkes buna uymalı; hem
kendinin, hem de toplumun rahatını ve düzenini bu şekilde sağlamayı
görev bilmelidir. Aksine bir hareket huzursuzluğa ve kargaşalığa yol
açar.
Atasözleri Sayfasına Dön |