21 Mayıs 2012 Pazartesi Saat 04:34
ÇOK OKUNANLAR
Online Bugün
5 13
IP 38.107.179.237
Mavi Edebiyat
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Fetih 1453
22 Şubat 2012 Çarşamba Saat 22:11


Tarih konulu filmler senaryo, kurgu, süre üçgenine genellikle çokça sıkıştığı için eleştiriye açık birçok yönü olabilir. Kurguyu sağlayabilmek için tarihsel gerçeklik üzerinde birçok oynama yapılabilir. Bu oynamalar da doğal olarak eleştiriyi beraberinde getirir.

Konu eğer İstanbul’un fethi gibi bildiğimiz büyük bir tarihi olaysa, bu konuya ait filmin eksiklikleri, fazlalıkları ve o nispette de eleştirileri olacaktır. Lakin eleştiri yapanların bazıları eleştirinin dozunu kasten ayarlayamamış. Özellikle Osmanlı’yı kendi tarihleri bilmemekte ısrar edenler ya da Osmanlı’yı tarihleri olmakta reddedenler ile müslüman kimliğini ön plana çıkaranlar, filmi yerden yere vurmuşlar. Nedense ölü bir köpeğin parlayan dişlerini görmekten çoğu kez yoksunuz.

Senaryo zaten bellidir. Filmin sonunu daha filmi izlemeden biliyoruz. Bizi ilgilendiren kısmı; sinema seyir zevki ve filmin ne kadar iyi çekilip çekilmediği.

Film izleyiciye zevk veriyor mu? Sadece eleştirmek için gelenler hariç, genel seyirciye “evet”.

Film iyi çekilmiş mi? Türk sineması için çağ atlamak denilebilir. Sınıfında bir ilk olması, fetih gibi bir konunun işlenmesi, bu konuyu işlemeye cesaret edilmesi, yüklü bir meblağ ayrılması bile takdire değer. Ayrıca kostümler, kullanılan teçhizat, görsel efektler, kullanılan figüran sayısı gibi unsurlar da gayet tatmin ediciydi. Film, en azından kendisinden sonra gelecek yapımlar için bir kapıaralamak niteliğindedir ve bu bakımdan o kadar kötü eleştiriyi hak etmiyor. Elbette bir Troy, Kingdom of Heaven, 300 kadar başarılı bir yapıt olsun isterdik; lakin tüm bunlar için önce para sonra ise yönetmenlik zekası gerekli. Türk sinemasından bu aşamalarda bir Hollywood filmi başarısı beklemek, maddi imkansızlıklar göz önüne alınırsa, haksızlık olacaktır. Ayrıca kendi tarihimizi az çok biliyor oluşumuz da beklenti çıtamızı yüksek tutmamıza sebep oluyor.

Şimdiye kadar Türk sineması hep ucuz tavrından dolayı beğenilmedi. Fetih 1453’te bütçe gerçekten Türk sinemasıiçin kabarık olsa bile senaryo epey zayıf kalmış. Bildiğim kadarıyla filmin üç akademisyen danışmanı vardı. Filmi izleyince bu danışmanların ne iş yaptığını,senaryonun neresinde durduğunu anlayamadım. Vezirler arası çatışmanın hangi sona bağlandığı film akışı içinde verilmemiş. Sultan Mehmet’in otağında tek başına elinde tesbih ile adeta çocuklaştığı an filme yakışmamış. Fatih’in tesbihi kopartıp, taneleri çocukça tekmelemesi yerine, seccade üzerinde ağlayıp dua etmesi gerçeklerle daha çok bağdaşırdı. Özellikle rüya ve yüzüğün düşürülme sahnesi vardı ki, The Lord of the Rings filminden alınan bu sahnenin filmle olan bağlantısını bir türlü çözemedim. Savaşsahnelerinde yer yer Kingdom of Heaven filmini seyrediyorum havasına giriyor insan. Bazı sahneler özellikle çok benzerlik göstermiş. Şu da bir gerçek ki savaş sahnelerinde aynı savaş aletleri kullanılıyorsa, görüntüler tüm filmlerde aynı olacaktır. Değişen sadece kameranın açısıdır. Savaşta kule kullanılıyorsa, Kingdom of Heaven ile benzerlik göstermesi doğaldır. Eleştiri yapan bazı kişiler, filmin her bir sahnesini bir filmden çalıntı/alıntı olduğunu söylemiş. Binlerce okun atılmasıyla havada oluşan görüntü her filmde aynıdır. Hiçbir filmde bu görüntüyü değiştiremezsiniz. Bu görüntüler Truva’dan çalıntı imiş. Osmanlıaskerleri ok atınca, oklar havada takla mı atmalı, Truva filmindeki görüntülerle benzerlik göstermemesi için? Ayrıca bu eleştirilecekse Çin sineması üzerinden yapılsa daha iyi olurdu. Zira bunu görsel şölene en iyi şekilde dönüştüren sinema, Çin sinemasıdır. Bunu anlamak için sadece Hero (Ying xiong, 2002) filmini seyretmek bile yeterli.

Gemilerin karadan yürütülmesi fikrinin ne zaman, nasıl ortaya çıktığına hiç değinilmemesi, filmin danışmanlarının hatası mıdır, yönetmenlik hatası mıdır, bilemeyiz. Fethin kilit noktası olan gemilerin karadan yürütülmesinin birkaç dakika ile geçiştirilmesi, gemilerin nerede, nasıl kullanıldığının filmde yer almaması büyük bir eksiklikti. En azından bir veya iki geminin yakın çekim savaş sahnesi ile o anki olay anlatılabilirdi.

Fatih’in, fethin manevi mimarlarından Akşemsettin’in ile mektuplaşmalarına hiç yer verilmemesi, filmin neredeyse sonuna kadar Akşemseddin’in gözükmemesi; hakkında söylendiği veya yazıldığı gibi köse değil de ak sakallı bir mürşid görünümünde olması tarihsel eksiklikler olarak dikkat çekerken; Akşemseddin’in konuşurken adeta ağzından tükürükler saçması, seyirciyi rahatsız eden bir görüntü oluşturmuş. Ayrıca filmde olduğu gibi Akşemseddin’e saçı, sakalı ak olduğu için değil, benlik siyahlığını üzerinden kolay attığı için “ak” sıfatı verilmiştir.

Vezirlerin karakteristik duruşlarının çoğu zaman zayıf kalması, padişah huzurunda kavgaları göze çarpanlardan idi. Osmanlı’da sarayda tesettür ne derecede idi, bunu en iyi tarihçiler bilebilir; ancak Fatih’in eşinin erkekler arasında göğüs dekolteli ve başı açık olması, Fatih’in tasavvufu içine gömülecek kadar sevmesiyle bağdaşmamıştı.

Savaş sahnelerinde sesler ve müzik rahatsızlık verici boyuttaydı. İnsan sesleri, gürültü olarak değil de daha seçici boyutta verilebilirdi. En dokunaklı müzik, savaş sahneleri sonundaki “salavat”ın o aşina musikisi idi. Kalabalık savaş sahnelerinde başarı yakalanmış; ama yakın çekimlerde, bire bir savaş sahnelerinde Hollywood filmleri kadar başarılı olunduğunu söylemek imkansız. Onca ölen asker içinde kopan kelleler, kollar, bacaklar… nihayetinde kan gövdeyi götürmeliydi; ama yerde yatan birkaç ölü asker görüntüsü ile olay geçiştirilmiş.

Film boyunca izleyicinin dikkatini çekmiyor belki; ama tarihi Selçuklulara uzanan mehtere hiç yer verilmemiş. Oysa İstanbul’un fethi sırasında askeri şevke getirmek için mehter çalınmıştır. Filmde ise sadece birkaç saniye davul çalma görüntüsü var.

Filmde günümüz Türkçesinin kullanılması en rahatsız edici unsurdu. O dönemin konuşma özellikleri azami boyutta olmasa bile asgari düzeyde yansıtılmaya çalışılmalıydı. Dünyada dublaj tekniği en iyi olan ülke konumundayız; en azından Bizanslılar kendi dilinde konuşturulup alt yazı ile verilebilirdi. Bu şekilde yapılmış olsa, filme artı puan getirirdi seyircinin gözünde.

Filmin özellikle birkaç etkileyici sahnesi var. Fatih’in babası tarafından bir kez olsun sevilmeyişini dile getirişi; tahta çıkınca kendi oğlu Bayezid’e bir baba gibi değil de bir sultan –babasının kendine yaptığı- gibi davranması; zırh giyme esnasında oğlunu çağırıp, sultanlıktan baba rolüne geçerek ona sarılması; lağımcıların çöken tünelde sıkışınca tüneli havaya uçurmaları, filmin en dramatik sahnelerini oluşturmuş.

Hep yabancı sinemaya “güzel”demek zorunda değiliz. Birkaç kez de olsa kendi sinemamıza “güzel; eksiklikler, fazlalıklar olsa bile iyi yapmışlar” diyebilmeliyiz. Batılı yapımcılar yapıyorlar, kazanıyorlar, tekrar yapıyorlar. Bizde bir başlangıç maddi getiri açısından fiyasko ile sonuçlanırsa, yapımcı ve yönetmenlerin “yoğurdu üfleyerek yemeleri” bile zor hale gelir. Bu film hakkındaki olumlu veya olumsuz eleştirileri seyircinin bizzat kendisine bırakmak, zannımca daha doğrudur. Sinema seyir zevkidir ve bu zevk seyirciye aittir. İnanıyorum ki bu film kendinden sonra gelecek olanlara bir milat niteliği taşıyacaktır. Bundan bir üç yıl sonra, büyük ihtimalle Çanakkale Savaşı’nın 100. yılı münasebetiyle, Çanakkale Savaşı’nı konu alan bir film için sinema koltuğunda yerimizi almış olacağız. Umarım Mahsun Kırmızıgül, Çanakkale Savaşı’nı hakkını vererek sinemaya aktarır.

Dipnot: Bu arada bu filmin etkisi ile piyasadan pay kapmak adına ortalığı fetih, Fatih ve Ulubatlı Hasan ile ilgili “Fetih ve Fatih, Ulubatlı - Era Aşkının İçyüzü, Koçum Ulubatlı…” gibi bir sürü kitap kaplarsa şaşmamak lazım. Zira bizde adet haline gelmeye başladı piyasa çakallığ.

Münir ÇAKMAK

 

Bu yazı toplam 189 defa okundu.
Arif
FETİH
Filmi izlemedim ama bu yazıdan anladığım kadarıyla, Fetih 1453 İstanbul'un kapılarını aralarken şimdi de sinemamızın yükseliş kapılarını aralıyor.
23 Şubat 2012 Perşembe Saat 20:42
Nesli
MÜKEMMEL DEMEK İSTERDİM..
Bir çoğumuzun düşüncelerine tercüman olmuş yazınız. Türk sineması adına çok daha iyi olabilirdi..tarihimizin vazgeçilmezi mehter takımına yer verilmemesi , fetihden sonra Ayasofya da namaz kılma sahnesinin olmaması gerçekten üzücü..Akşemseddin için kesinlikle yanlış seçim.
23 Şubat 2012 Perşembe Saat 01:03