Orijinal Adı : Jodaeiye Nader az Simin (A Separation / Bir Ayrılık) Yazar / Yönetmen : Asghar Farhadi Oyuncular : Peyman Moaadi (Nader), Leila Hatami (Simin), Sareh Bayat (Razieh), Shahab Hosseini (Hodjat), Sarina Farhadi (Termeh) Tür : Dram Süre : 123 dakika Ülke : İran Yapım : 2011
Simin: “Babası alzheimer
hastası. Onun oğlu olduğunu bile bilmiyor. Senin, onun oğlu olduğunun farkında
mı”?
Nader: “Ben, onun babam
olduğunu biliyorum”.
Bu cümleler filmin giriş
sahnesinden alıntı. Film bir mahkeme salonunda başlıyor ve eşlerin ayrılma
davasına bakılıyor. Kadının söylediği o cümleden dolayı belki de filmin başından
sonuna kadar, kadına (Simin) önyargıyla bakabilir ve hatta filmin sonuna kadar
kocanın (Nader) haklı olduğunu düşünebilirsiniz, ki öyle de oluyor. İran’dan,
kendi öz yurdundan ayrılmak için geçerli bir bahane gösteremeyen Simin,
kocasının İran’dan ayrılmamak için öne sürdüğü, babasının alzheimer hastası
oluşu sebebini bile kabul etmemekte direnmektedir.
Filmin konusu her ne kadar çiftlerin
ayrılığı üzerine kurulmuş gibi görünse de asıl kurgu ve olaylar, eve hizmetçi
olarak alınan kadının (Razieh) düşük yapması üzerine dönüyor. Bu ikinci asıl
kurguda olaylar daha çok vicdan hesaplaşması üzerine yoğunlaşmış. Filmin
başından sonuna kadar izleyicilerin kafalarında soru işaretleri beliriyor: “Kim
haklı, kim haksız?”, “Hangisi dürüst, hangisi yalan söylüyor?” “Acaba
şöyle/böyle olacak mı?”… Oyuncuların bir kez de olsa masumca veya durumu
kurtarmak adına söylediği yalan, olayları etkilediği gibi izleyiciyi de
etkiliyor ve “acaba hangisi doğru söylüyor?” şüpheleri beliriyor. Bu yalanlar
ortaya çıkarken seyirci çok da şaşırmıyor desem yeridir. Çünkü zaten izleyicinin
kafasında beliren şüpheler sürekli değişik noktalara/cevaplara yöneliyor,
nihayetinde bu şüphelerden biri ağırlıkta doğru çıkıyor.
Tabi filmde İran’ın sosyal
şartlarına üstü kapalı olarak göndermelerde bulunulmuş. Özellikle bazı
cümlelerde bunu açıkça görmek mümkün ve bu tür cümleler izleyiciler üzerinde
şüphesiz ki soru işaretleri uyandıracak:
Simin: “Kızın ve onun geleceği
senin için önemli değil yani? Yani bu ülkedeki çocukların bir geleceği yok mu?
Bir anne olarak ben onun bu şartlarda yetişmemesini tercih ederim”.
Elbette bu ülkedeki şartların
ne olduğuna veya çocukların hangi şartlarda eğitim aldığına, İran’da
yaşayanların geleceğinin olup olmadığına değinilmemiş; ama bu tür soru veya
cümleler izleyenleri soru sormaya veya aynı ülke hakkında düşünmeye sevk ediyor.
Elbette izleyicilerin bu soruların cevabını bulmaya sevk edilmesi, yönetmenin
ülkesi adına arka plandaki başarısıdır.
Filmin sınıf çatışmasına
dayalı kısımları da yok değil. Özellikle hizmetçi kadının kocasının (Hodjat)
mahkemede hâkime söylediği “Bir ayakkabı tamircisinde 10 yıl çalıştım. Beni
kovdular ve "becerebilirsen git hakkını ara" dediler. Dava açtım, bir yıl
boyunca gidip geldim. Sonunda, bir hiç. Git evde otur dediler. Ama bu sefer pes
etmeyeceğim. Bu kez farklı.” tarzından cümleler, sınıf çatışmasının veya
toplumda sınıflaşmanın olduğuna dair göndermeler olmuş.
İki ailenin ve buna bağlı olarak
çocukların çocukluk ve ergenlik psikolojisinin de ele alındığı bu filmin bana
göre en can alıcı yeri sonu olmuş ki, son da kocaman bir soru işareti kalmış.
Nader ve Simin’in ne ayrıldığını anlayabiliyorsunuz ne de Termeh’in hangi
tarafı, anneyi mi babayı mı, seçtiğini anlayabiliyorsunuz. Yönetmen, duruşma
salonunda başlayan filmi, kafalarda soru işareti bırakarak adliye
koridorlarında, izleyiciye uzaktan Nader ve Simin’i seyrettirerek bitirmiş.
Filmin genelindeki şüphelerimize, sorularımıza verdiğimiz olası cevapları, son
sahnede verememiş olmamız, canımızı sıkmıyor değil. Neden sanki yönetmen son
sorunun, Termeh’in kimi seçtiğinin cevabını vermemiş ki diyoruz. Sanırım
böylesi, Termeh’in hangi tarafı seçtiğinin gösterilmemesi, ayrılan çiftlerin
çocuklarının yönlendirilmemesi adına güzel olmuş. Yönetmeni, eğer düşünce bu
ise, bu noktada takdir etmek gerekiyor.
Türk sinemasının geyik tavrından,
ucuz komedi veya dram anlayışından usanan veya bunlara itibar etmeyen
izleyiciler için izlenilmesi gereken bir film diyorum. Aldığı ve belki de bundan
sonra alacağı ödülden bahsetmek istemiyorum tabii ki. En iyisi bir akşam sakin
kafa ile ve film izleme moduna girerek, iki saatinizi bu filme ayırabilirsiniz.