Türk Halk Edebiyatı Nazım Türleri

 

 

Kahramanlık şiirleri

Yine soylu savaşçılarla, hükümdarların kahramanlıklarını ağırbaşlı, yüce, dramatik bir üslupla, belirli biçimsel kurallara bağlı kalarak anlatan şiirlerdir. Genellikle tek tip çalgı eşliğinde okunur ya da hal şarkısı olarak söylenirler. Halk ozanlarının yapıtları aracılığıyla kuşaktan kuşağa nakledilirler. Halk edebiyatında yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları ya da tarihsel olayları coşkulu bir anlatımla işleyen kahramanlık şiirleri vardır. Şiir, destan ve koçaklama türünde yazılmışlardır.

 

Halk şarkısı

En eski halk edebiyatı biçimlerinden biridir. Sözlü gelenek içinde yaşayan, daha çok duyarak, yani kulaktan öğrenilen ve alilerle sınırlı toplumsal gruplar içinde yayılan şarkılardır. En belirgin özelliği, günlük yaşamdaki etkinliklerle yakın ilişkili olmasıdır. Köylerde bu tür etkinlikler ekin, hasat, harman, iplik eğirme, dokuma, bebek uyutma, içki, oyun oynama gibi etkinliklerdir. Halk şarkılarının haber ve dedikodu iletmek, yerel tarihle, aile kütüklerini belgelemek, bir topluluğun bilgi ve edebiyat birikimini korumak, sürdürmek gibi işlevleri de vardır.

 

Koşma

Halk edebiyatımızda doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. Dörder dizelik bendlerden oluşur. Bend sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11''li kalıbıyla yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. Koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de söylenebilir. Bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.

 

Koşmaya örnek:

Yiğidin eyisini nerden bileyim

Yüzü güleç, kendi yaman olmalı

Kasavet serine çöktüğü zaman

Gönlünün gâmını alan olmalı

Benim sözüm yiğit olan yiğide

Yiğit olan muntazırdır öğüde

Ben yiğit isterim fırka dağında

Yiğidin başında duman olmalı

Yiğit olan yiğit kurt gibi bakar

Düşmanı görünce ayağa kalkar

Kapar mızrağını meydana çıkar

Yiğidin ardında duran olmalı

Sâfi güzel olan, şol bazı kötü

Yiğidin densizi ey''olmaz zati

Gayet durgun ister silahı atı

Yiğit el çekmeyip viran olmalı

Karac''oğlan der ki çile çekilmez

Hozan tarlalara sümbül ekilmez

Sak yabancı ile başa çıkılmaz

İçinden sıdk ile yanan olmalı

Tecnis koşmaya örnek:

Derd-i dilim arttı yârimin derdim

Seksende doksanda yüzde seyr eyle

Gonca güllerini yârimin derdim

Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle

Sel gelince yıkılırmış yar dedim

Al hançeri vur sineye yâr dedim

Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim

Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle

Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne

El bağladım yâre durdum dîvâne

Dedi var yıkıl git behey dîvâne

Aşkın deryasında yüz de seyr eyle

 

Çeşmi

Koşmalar ezgilerine göre ve yapılarına göre olmak üzere ikiye ayrılır.

 

Ezgilerine göre koşmalar: Özel bir zegiyle okunurlar ve hece sayısı dikkate alınmaz. Ankara koşması, Acem koşması, Kerem, kesik Kerem, Gevherî, Sümmâni koşması gibi.

 

Yapılarına göre koşmalar: Koşmalar yapılarına göre 7''ye ayrılır.

 

Düz koşma: Âşık edebiyatında en sık kullanılar tür. Adi koşma olarak da adlandırılır.

Yedekli koşma: İki şekli vardır. İlki koşma-mani halidir. Koşma bendlerinin arasına aynı kafiyede bir bayati bendi ya da 7 heceli bend girer. İkincisi yedekli 5''li koşma diye adlandırılır. 8''li hece ölçüsüyle yazılır. İlk bend 5, ikinci ve yedek sayılan bend 4 dizelidir.

 

Zülâlî

Musammat koşma: Divan edebiyatındaki musammat gazele benzer. İç kafiyeli koşmalardır. Her dizenin birinci ve ikinci kısımları kafiyelidir. 6+5 duraklı kalıpla yazılır.

 

Örnek:

Ey cemâli parlak kadi toparlak

Lebleri bal kaymak sükker misin sen

Boynuma lâle tak hele bir yol bak

Bu kadar yalvarmak ister misin sen

Lebler kırmızı la''l kaşları hilâl

Gözler âhû misâl bulunmaz emsâl

Bilmem bu ne hayâl bilmem bu ne hâl

Bu ne parlak cemâl ülker misin sen

Mir''âtî hem-vâre yanıktır yâre

Yüreğimde yâre oldu bin pâre

Gönül başka yere düşmez ne çâre

Bir başka nigâre benzer misin sen

Mir''âtî

 

Ayaklı koşma: İlk bendin dize sonlarına, diğer bendlerin ise sadece son dizelerine ziyade eklenerek oluşturulur. Ziyadeler 5 hecelidir. Genellikle musammat koşma şeklinde yazıldıklarından musammat ayaklı koşma da denir.

 

Örnek:

Ey benim cânânım can içre canım

Şûh nev-civânım olma bî-vefa

Rahm eyle bana

Ben sana kurbanım gel kes gerdanım

Dök yerlere kanım tek ol aşina olma bî-vefa

Nar-ı aşkın serde düştüm yek derde

Şeklin perilerde yoktur kişverde

Ellerin hançerde zerrin kemerde

Her gördüğün yerde gel bakma kıya can sana feda

Sevdim sen dil-beri hûblar serveri

Gördüm şeklin peri oldum müşteri

Çeksen de hançeri kessen bu seri

Gayri şimden geri sen şah ben Gedû Kul oldum sana

Gedavî

 

Zincirleme koşma: Bendlerinin dördüncü dizesinin kafiyesi bir sonraki bendin ilk dizesinin başında tekrarlanan koşmalardır. Genellikle destanlarda kullanılır.

 

Örnek:

O ki yaratıldık turab-ı Tûr''dan

Perverdigâr Hak Subhan''ı biliriz

Turabın aslını yarattın nurdan

Nurdan evvel bir mekânı biliriz

Mekanda var iken nice bin şeher

Anı ziynet kıldı murg-u meher

Günde yetmiş kere eyledi teher

Ekl ettiği rızk u nânı biliriz

Rısk-u nâne visâl eyledi Hûdan

Yoktan var edildi o zaman Âdem

Cinandan cihana bassan da kadem

Anı nisbet dü cihanı biliriz

Du cihanda yer gök çarh u felekler

Hesaba muntazır suda semekler

Arş-ı Alâ Mühteha''da melekler

Ne zikirde kelâm kânı biliriz

Kelâm kânı zikir ederler gayet

Yalan değil günü bugün bir hayat

Altı bin altı yüz altmış âyât

Emr-i haktan biz Furkan''ı biliriz

Furkan''da nice âyet yerince

Nice sinek nice murg u karınca

Mağrip meşrik kûh-ı Kaf''a varınca

Hükmeyleyen Süleyman biliriz

Zülâlî şevketten ummaz hiç bac''ı

İzhar eder günahkara ilacı

Başına örterler mürüvvet tacı

Fahr-î âlem şah sultanı biliriz

Zulâlî

 

Zincirleme ayaklı koşma: Zincirleme koşmalara ziyadeler eklenerek yazılır.

 

Koşma şarkı: Her bendinin dördüncü dizelere aynı olan kavuştaklı koşmalardır.

 

Türkü

Türkiye''nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad "türkü"dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır.

 

Türk halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuştur. İlk türkü söyleme "Türkü yakmak" diye anılır. Türkü adı Türk sözcüğüne Arapça "ı" eki eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. "Türk''e özge" anlamına gelir.

 

Türkü, Türk halk şiirinin en eski türlerindendir. Bu kelime ilk defa XV. Yüzyılda Doğu Türkleri tarafından kullanılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu, Anadolu''da türkünün ilk örneğini Öksüz Dede''nin verdiğini belirtir. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11''li kalıplarıyla kıtalar halinde söylenir. Her kıta türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bend ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de bilinir. Türküleri kesin ayrıma sokmak güçtür. Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimi değişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göre ayrılır.

 

1. Ezgilerine Göre Türküler

a. Usulsüzler: Uzun havalardır. Divan, koşma, hoyrat gibi çeşitlere ayrılır.

b. Usullüler: Oyun havalarıdır. Bu türe Konya''da oturak, Urfa''da kırık denilir.

 

2. Konularına Göre Türküler:

Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.

 

3. Yapılarına Göre Türküler:

a. Mani kıt''alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.

b. Dörtlüklerle kurulu türküler.

 

Örnek:

HAVADA BULUT

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahlede ölüm yok bu ne figandır

Adı Yemen''dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş''tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep nedendir

Kışlanın önünde redif sesi var

Bakın çantasına acep nesi var

Bir çift kundurayla bir de fesi var

Adı Yemen''dir gülü çimendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş''tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep nedendir

 

Taşlama

Bir kimseyi yermek veya toplunun bozuk yönlerini iğneleyici bir dille eleştirmek için yazılan şiir. Halk edebiyatı nazım türüdür.

 

Örnek:

Bir vakte erdi ki bizim günümüz

Yiğit belli değil mert belli değil

Herkes yarasına derman arıyor

Deva belli değil dert belli değil

Fark eyledik âhir vaktin yettiğin

Merhamet çekilip göğe gittiğin

Gücü yeten soyar gücü yettiğin

Papak belli değil Kürt belli değil

Adalet kalmadı hep zulüm doldu

Geçti su baharın gülleri soldu

Dünyanın gidişi acayip oldu

Koyun belli değil kurt belli değil

 

Tekerleme

Sözlüklerde "ağızda yuvarlanan söz... saçma sapan söz... eşsesli kelimelerle kurulu konuşma" anlamlarına gelen tekerleme masal, hikaye, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler içinde veya bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir. Çokluk çocuk folklorunda hoşça vakit geçirmek, konuşma kabiliyeti kazanmak, oyunlarda eş ve ebe seçmek için bu yola başvurulur. Masal tekerlemesi, oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. ..En çok çocuk oyunlarında, masalların baş, orta ve sonunda söylenirler. Yöreye göre değişik isimle de söylenirler. Doğu Anadolu''da döşeme, Güney Anadolu''da sayışma denir. Karagöz ve ortaoyununda muhavere, çocuk oyununda ebe, çıkarmada ise sayışma diyebiliriz. Türk edebiyatında ilk tekerleme örneklerine XI. yüzyıldan itibaren rastlanır. Divanü Lügati''t Türk''te bazı tekerlemeler yer alır:

 

Örnek:

Yağ yağ yağmur

Tarlada çamur

Teknere hamur

Ver Allahım ver

Sellice yağmur

Evvel zaman içinde

Kalbur zaman içinde

Deve tellal iken

Sinek berber iken

Ben annemin babamın beşiğini

Tıngır mıngır sallar iken

O yalan bu yalan

Fili yuttu bir yılan

Bu da mı yalan...

 

Tekerleme

Âşık fasıllarında, saz şairlerinin yaptıkları şiir yarışmaları. Halk dilinde tekerleme, âşıklar arasında tekellüm olarak adlandırılır. Bu kür şiirler ya söylenmesi zor sözcüklerden meydana getirilir ya da darayak şeklindedir. Ayak daraldıkça kafiye bulmak zorlaşır. Âşıklardan biri fasal aralarında tekerlemeye başlar ve yeni bir ayak açar. Örnek:

Aceb ahîr-zaman oldu gaziler

Büyük küçük birbirini beğenmez

Her mü''min münâfık cennet arzular

Tanrı nasib ettiğini beğenmez

Kediler köpekler ile savaşır

Miçik deyu çarşı çarşı dolaşır

Mekbeti''si ehl-i ırz''a ulaşır

Orospular kendi erin beğenmez

Teklif ister bülbül güle konmağa

Pervaneler düşüp şem''a yağmağa

Oğlancıklar iştahından binmeğe

Doru ister atın kır''ın beğenmez

 

Mani

Başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türü. Çoğunlukla 7 heceli dört dezilek bir bendden meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi aaxa''dır. Aaaxa düzeninde maniler de var. İlk iki dize hazırlık dizeleridir. Son iki dize ile anlam bağlantısı yoktur. Asıl anlatılmak istenen son iki dizede verilir. Bir çok mani çeşidi vardır. En çok kullanılanlar düz ya da tam mani, kesik mani, cinaslı mani, yedekli mani, artık mani''dir.

Düz mani: Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Kafiyeleri çokluk cinassızdır.

 

Örnekler:

Akşamlar olmasaydı

Badeler dolmasaydı

Yâr koynuna girince

Hiç sabah olmasaydı

A benim bahtiyarım

Gönülde tahtı yârim

Yüzünde göz izi var

Sana kim baktı yârim

Anne demeye geldim

Kaymak yemeye geldim

Meramım kaymak değil

Yâri görmeye geldim

Bağlarında üzüm var

Mor şalvarda gözüm var

Kaçma yârim uzağa

Sana bir çift sözüm var

 

Kesik mani: Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük grubu olan maniler. Bu kesik dize sadece kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk dizeleri "aman aman" ünlemi ile doldurulan manilerse bunlara İstanbul manileri denir.

 

Örnekler:

Karaca

Aldım aşkın tüfeğin

Vurdum bir kaç karaca

Dünyada bir yâr sevdim

Kaşı gözü karaca

Dağ bana

Bahçe sana bağ bana

Değme zincir kâr etmez

Zülfin teli bağ bana

Ayağı

Kuşlardan bir kuş gördüm

Var başında ayağı

Üstad manici isen

Aç maniden ayağı

Cinaslı mani: Kesik manilerde eğer kafiye cinaslı ise bunlara cinaslı mani denir.

Yedekli mani: Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli maniye artık mani de denir. Örnekler:

Ağlarım çağlar gibi

Derdim var dağlar gibi

Ciğerden yaralıyım

Gülerim çağlar gibi

Her gelen bir gül ister

Sahipsiz bağlar gibi

Tası yok tası yok

Ne viran çeşme imiş

Su içecek tası yok

Yıkıldı viran gönlüm

Yapacak ustası yok

Şu vefasız dünyanın

Ucu var ortası yok

Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi aktarıldığı şekilleri de vardır. Örnekler:

Adilem sen naçarsın

İnci mercan saçarsın

Dünya deniz olanda

Gönlüm nere kaçarsın

Ağam derim naçarım

İnci mercan saçarım

Dünya deniz olunca

Ben kuş olup kaçarım

Adilem sen naçarsın

La''l ü gevher saçarsın

Ben bir şahin olunca

Yavrum nere kaçarsın

 

 

Ninni

Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünler. Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur. Özel bir beste ile söylenir. Bu sözler annenin o andaki ruh durumunu yansıtır. Ninniler genellikle mani türünde bir dörtlükten meydana gelen bir çeşit türküdür. Ninni, Divanü Lügati''t Türk de "balubalu" diye adlandırılır. Öteki Türk boylarında değişik isimler verilmiştir.

 

Örnek:

Dandini dandini danalı bebek

Elleri kolları kınalı bebek

Benim oğlum nazlı bebek

Uyusun yavrum ninni

(Manisa yöresinden)

Çaya vardım çay susuz

Çadır kurdum yaylasız

Benim yavrum pek huysuz

Ninni yavrum ninni

(Denizli yöresinden)

 

 

Ağıt

Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.

 

Örnek:

Yurt yuva kıldığın tenli mereği

Düzüp koşmak idin tepir eleği

Şu kavdan yaptığın tecir tereği

Divan-ı Bâri''ye yadigâr götür

Elinde ördüğün çöpür ağını

Kâhan eylediğin kelem bağını

Şu kabal biçtiğin sap orağını

Al ulu Tanrı''ya bergüzar götür

Yetim gömleğini diken iğneyi

Her gün yal verdiğin topal ineği

Ayran topladığın şu ak küleği

Mahşer yığnağına sakla, sar götür

 

 

İlahi

Tanrıyı övmek, ona yakarmak için söylenilen dini şarkılara ilahi denir. Tekke edebiyatında ise din ve ahlakla ilgili şiirler ilahi adıyla tanımlanır. Hem koşma, hem semai biçiminde ve hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazılmış şiirlerdir. Hece ölçüsünde 7, 8 ve 11''li kalıplar tercih edilmiştir. İlahi yazarı halk şairleri içinde ilk akla gelen Yunus Emre''dir. Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi-i Mısrai, Aziz Mahmut Hüdayi, Yunus Emre''nin etkisinde kalarak ilahiler yazmışlardır. Bektaşi ilahilerine "nefes", Alevi ilahilerine "nefes", "deme", "deyiş", Mevlevi ilahilerine "ayin", Gülşeni ilahilerine "tapuğ", Halveti ilahilerine "durak", diğer tarikatlar da ise cumhur veya ilahi adı verilir. Dörtlüklerle yazılanlarda kafiye düzeni koşmaya, beyitlerle yazılanlarda kafiye düzeni gazele benzer.

 

Giriş bölümüne zemin, gelişme ve sonuç bölümüne miyan denir. Bu ikisinin arasında nakarat bölümleri bulunur. Müzik parçası olarak bakıldığında zemin-nakarat-meyan-nakarat sistemindeki bir kalıba uyarlar. Toplu halde seslendirilmek için bestelenmiş ilahiler "cumhur ilahi" diye bilinir. Solo ilahilerde de koronun söylediği parçaya "cumhur" adı verilir. İlahiler okundukları yer ve zamana göre cami ilahisi, tekke ilahisi, mektep ilahisi, ramazan ve muharrem ilahisi, Mekke ilahisi, Kadir Gecesi ilahisi gibi adlarla anılır.

 

Örnek:

Dağlar ile taşlar ile

Çağırayım mevlam seni

Seherlerde kuşlar ile

Çağırayım mevlam seni

Sular dibinde mâhiyle

Sahralarda âhû ile

Abdal olup yâhû ile

Çağırayım mevlam seni

Gökyüzünde İsâ ile

Tûr Dağı''nda Mûsâ ile

Elindeki asa ile

Çağırayım mevlam seni

 

 

Semai

Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde düzenlenen ve özel bir ezgi ile söylenen şiirlerdir. Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar. Çoğunlukla doğa, güzellik, ayrılık. kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler. Semainin hece ölçüsünün yanında aruz kullanılarak yazılanları da vardır.

 

Örnek:

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif diye

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif diye

Elif''in uğru nakışlı

Yavru balaban bakışlı

Yayla çiçeği kokuşlu

Kokar Elif Elif diye

Elif kaşlarını çatar

Gamzesi bağrıma batar

Ak elleri kalem tutar

Yazar Elif Elif diye

 

 

Varsağı

Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir. Önce Güney Anadolu''da yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla anılır. Semâiye benzer. Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır. 4+4 duraklı veya duraksız olur. Kafiye şeması şöyledir: Xaxa bbba ccca.

 

Semâiden ezgi yönüyle ayrılır. Varsağı yiğitçe bir havayla okunur. Çokluk içinde "bre", "hey", "hey gidi", gibi ünlümler yer alır. Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar ezgisiyle fark edilir. Örnek:

Bre ağalar bre beyler

Ölmeden bir dem sürelim

Gözümüze kara toprak

Dolmadan bir dem sürelim

Amen hey Allahım aman

Ne aman bilir ne zaman

Üstümüzde çayır çemen

Bitmeden bir dem sürelim

Bana felek derler felek

Ne aman bilir ne dilek

Âhir ömrümüze helâk

Etmeden bir dem sürelim

Karacaoğlan der cânân

Güzelim sözüme inan

Bu ayrılık bize heman

Ermeden bir dem sürelim

Karacaoğlan

 

 

Selis

Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir. Genellikle 19''uncu yüzyıl aşıkları tarafından kullanılan selisin en fazla yazılan tipi gazeldir. Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalıdır.

 

 

Nefes

Dini temellere bağlı âşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11''li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.

 

Örnek:

Biz Urum Abdallarıyız

Maksadımız yârdır bizim

Geçtik ziynet kabâsından

Gencinemiz erdir bizim

Dâim kılarız biz zârı

Harceyleriz elden var,

Dost yoluna verdik seri

Mürkirimiz hârdır bizim

Aşk bülbülüyüz öteriz

Râh-i Hakka yüz tutarız

Mânâ gevherin satarız

Mürşidimiz vardır bizim

 

Ayin

Mutasavvıflara has bazı hal ve hareketleri ifade etmek için ilk defa İranlılar tarafından kullanılan ayin, daha sonra Türk Tasavvuf Edebiyatı''na da geçmiş Mevleviler''in sema meclislerinde söyledikleri ilahilere verilen ad olmuştur.

 

Tapuğ

Gülşeni adlı tarikata bağlı şairlerin ayinler sırasında okudukları makamlı şiirlere tapuğ adı verilir.

 

Cumhur

Mevlevi ve Bektaşi dergâhları dışındaki dergah ve tarikatlarda topluca okunan ilahilere verilen addır.

 

Hikmet

Dini ve tasavvufi halk şiirinde şairin anlayış ve sezgilerine göre din konularını işleyen şiirlere hikmet denir.

 

Devriye

Dini ve tasavvufi halk edebiyatında devir felsefesini savunan ve anlatan şirlerdir. Devriye, evrenin ve insanın tanrıdan çıkıp, tekrar tanrıya döndüğünü savunan felsefedir.

 

Şathiye

Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. Şathiyeler, mutasavvuf şairlerce söylenmiş ya da yazılmış, tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması yorumlanmasına bağlı şiirlerdir. Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. Şathiyelerde Allah''ın celâl sıfatının değil, cemâl sıfatının ön plana çıkarıldığı görülür. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi-Alevi şairlerinde rastlanır. Allah ile alay eder gibi yazılmış şathiyeler küfür sayılmıştır.

 

Örnek:

YERİ GÖĞÜ İNS Ü CİNNİ YARATTIN

Yeri göğü ins ü cinni yarattın

Sen ey mimar başı eyvancı mısın

Ayı burcu günü çarhı var ettin

Ey mekan sahibi rahşancı mısın

Denizleri yarattın sen kapaksız

Suları yürüttün elsiz ayaksız

Yerleri temelsiz göğü direksiz

Durdurursun acep iskancı mısın

Kullanırsin kanatsızca rüzgarı

Kürekle mi yaptın sen bu dağları

Ne yapıp da öldürürsün sağları

Can verub can alırsın sen cancı mısın

Sekiz cennet yaptın sen Adem içün

Adın büyük bağışla anın suçun

Adem''i çıkardın cennetten niçün

Buğday nene lazım harmancı mısın

Bir iken bin ettin kendi adını

Görmedim senin gibi iş üstadını

Yaşardirsin kurudursun odunu

Sen bahçevan mısın ormanci mısın

Cibril''e perde altından söylerdin

İnub Beytullah''a kendin dinlerdin

Bu ateşi cehennemi neylerdin

Hamamın mı vardır külhancı mısın

Hafaya çekilüb safaya durdun

Aklı ermezlerin aklını urdun

Kıldan ince köprü yaptın da kurdun

Akar suyun mu var bostancı mısın

Bu kışlara bedel bu yazı yaptın

Evvel bahara karşı güzü yaptın

Mizanı iki göz terazi yaptın

Bakkal mısın yoksa dükkancı mısın

 

 

Tevhid

Allah''ı, yaratılış ve kainatın aslı gibi unsurları bir arada yorumlayan manzumelere "tevhid" denir. Çoğunlukla Divan edebiyatı nazım türleri olan gazel, kaside ve mesnevi biçimlerinde kaleme alınmışlardır. Ve ölçüleri de çoğunlukla aruzdur.

 

 

Nutuk

Tekkelerde tarikat ulularının özellikle eğitici mahiyette olmak üzere söyledikleri şiirlerdir.

 

Deme

Alevi-Bektaşi tarikatından tasavvuf şiirlerinin tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen şiirlerine "deme" adı verilir. Genellikle 8''li hece ölçüsüyle yazılan demeler saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.

 

Duvaz

Yine Alevi ve Bektaşi şiirinde bir türdür. Düvaz imam, düvaze, imam da denilen duvazlar On İki İmam''ı öven nefeslerdir.

 

Güzelleme

Âşık edebiyatında insan ve doğa güzelliklerini işleyen koşmalar. Genellikle aşık olunan kadın, kız, gelin, dağ ağaç, hayvan, çiçek gibi unsurlar işlenir. Örnek:

Nasıl vasfedeyim güzelim seni

Rumeli Bosna''yı değer gözlerin

Dünyaya gelmemiş eşin akranın

İzmir''i Konya''yı değer gözlerin

Kimsede görmedim sendeki nazı

Tunus Trablus Mısır Hicaz''ı

Kars''ı Kağızman''ı Acem Şiraz''ı

Girid''i Yanya''yı değer gözlerin

Yüzümde görünür Yusuf nişanı

Yüzünü görenler çeker efganı

Büsbütün Gürcistan Erzurum Van''ı

Belh-ı Buhaça''ya değer gözlerin

Ruhsat''ım eyledim senin de mehdin

Al yanaktan bir buse ver himmetin

Yüzbin sarraf gelse bilmez kıymetin

Âhirî dünyayı değer gözlerin

Ruhsatî

 

Hoyrat ya da Horyat

Dört dizelik serbest tarzda halk edebiyatı nazım türü. Söz ve ezgisinde yiğitlik havası hâkimdir. Irak''ta Türkler''in yoğun olduğu Kerkük ve Erbil ile Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Kars yörelerimizde yaygındır. Basit üsluplu, derin anlamlı, uyumlu, cinaslı sözcüklerden kuruludur. Genellikle 7 hecelidir. Benzer dizelerin başına veya sonuna konulan ve miyan denilen ek sözcüklerle vezin bozulabilir. İlk dize bir anlam ifade eden ve diğer dizelere ayak veren cinaslı bir sözcüktür. Hoyran söyleyenlere hoyrat çağıran ya da sazlıyan (yas törenlerinde ağıt yakan anlamında) denir. Anadolu''da hoyratların bir bölümüne ayaklı mani, kesim mani adı da verilir.

 

Örneğin:

Dolandı gün

Döndü gün dolandı gün

Men sene daldalandım

Sene de dolandı gün

Güle naz

Bilbil eyler güle naz

Girdim dost bağçasına

Ağlayan çok gülen az

Yüz aya değer

Hüsniv yüz aya değer

Ay var bir güne değmez

Gün var yüz aya değer

Düşte gör

Hayalde gör

Hayalde gör düşte gör

Düşenin dosti olmaz

İnanmazsan düşte gör

 

Kalenderî

Halk şairleri tarafından aruzun mef''ûlü mefâ''îlü kalıbıyla gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde söylenen şiire denir. Özel bir ezgiyle okunur. Ezgisi bakımından düz kalenderî, Acem kalenderisi, Emrah kalenderisi gibi çeşitlere ayrılır. Kafiye düzeni divan ve semaî ile aynıdır. Bu tür şiirler 3+4+3+4 veya 7+7 şeklinde ondört heeceli iken, sonradan yerine aruz vezninin geçtiğini ileri sürenler vardır. Örnek:

İçtin mi a cânım yine mestâne durursun

Gamzen gibi âşıklara bîgâne durursun

Kimden söz işittin ki celâ hakkına dâir

Böyle güzelim hâtırı vîrâne durursun

Geç şâhım otur başımın üstünde yerin var

El bağlı efendim kime divâne durursun

Bir çift idiniz vuslat-ı devlette geçen gün

Nettin eşini ey peri bir dâne durursun

Sen al ile başımdan alıp aklımı şimdi

Ey rind-i felek-meşreb edibane durursun

Öldürmek ise Nûri kulun kasdına böyle

Çek hançeri öldür a paşam ne durursun

Tokatlı Nuri

 

 

Kavuştak

Halk edebiyatında bentler arasında tekrarlanan dizelerdir. Bağlama ve nakaratla aynı anlamdadır. Türkülerde sık kullanılır. Örnek: